DÖRDÜNCÜ KUVVET
Özgür Medya Platformu

İç politikada sıkışan Trump kendini kurtarmak için Ortadoğu’yu ateşe atıyor!

Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma vaadinin gerçekleştirmesi Ortadoğu’da bugün yaşananlardan çok daha büyük bir krizi aralayabilir. Zira Kudüs, bölgede yaşayan dini ve etnik farklılıklar sebebiyle sürekli yeni bir kaosun eşiğinde. Bu hamlenin arka planında, iç politikada sıkışan Trump’ın gündemi başka alanlara kaydırmaya çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor. Geçmişte de ABD başkanlarının sıkıştıklarında bu tür krizler çıkardığı biliniyor. Hatta bu konu çok sayıda Hollywood filmine bile konu oldu. Başkanın Adamları bu filmlerin en popüleri…

Kudüs… ‘Filistin Meselesi’nin özü.

Hem Yahudiler, hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için kutsal şehir. Kudüs’ün kutsal olmasının sebebi, topraklarında barındırdığı Mescid-i Aksa.

Bilinen en eski mabedlerden birisi olan Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi.

Ne yazık ki İslam dünyası Kudüs’ün önemini idrak edebilmiş değil. 1917 yılında başlayarak günümüze kadar uzanan Kudüs üzerinden yapılan planlar bitmek tükenmek bilmiyor. 1917’de Balfour Deklarasyonu aracılığıyla İngiliz eliyle işgal edilen Kudüs, geçen 100 yılda çok büyük badireler atlattı… İsrail o günden bu yana çeşitli bahanelerle ve kendi örgütleriyle Kudüs’ü Müslümanlardan arındırmak ve Yahudileştirmek için yoğun bir çaba içinde.

Kudüs, bugünlerde ise, ABD’nin skandal kararıyla gündemimizde. ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında “Eğer başkan olursam, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağım” demişti. Trump’ın bugünlerde verdiği sözü yerine getirileceği konuşulurken, Kudüs’ün şu anki statüsüne ve bu kararın ne manaya geldiğine bakalım:

İngiltere, 1917’de, “Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin kendilerine destek vereceğini” bildiren bir mektubu Siyonist liderine gönderiyor. İngilizlerin bu hamlesi, Ortadoğu’da büyük bir yangını başlatan ilk adım olarak görülüyor.

İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un ismini taşıyan deklarasyon İngiliz hükümetinin Filistin topraklarında kurulmasını planladığı bir Yahudi devletine sonsuz desteğini vurguluyor.

1947’ye gelindiğinde, Birleşmiş Milletler, Filistin topraklarını Yahudiler ve Araplar arasında pay etmek üzere bir plan yayımladı. Planda, Kudüs’ün özel bir statüye tabi tutularak uluslararası toplumun kontrolüne verilmesi öngörülüyordu. Plan Arap liderler tarafından kabul edilmedi.

 
Ortadoğu siyasi tarihi ve uluslararası ilişkiler alanında uzman olan Prof. Dr. Cengiz Tomar, Yalova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi

Şayet ABD söz verdiği gibi İsrail’deki elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e naklederse, bu hareket bölgede tam bir atom bombası etkisi yaratır.

Ortadoğu siyasi tarihi ve uluslararası ilişkiler alanında uzman olan Prof. Dr. Cengiz Tomar, Kudüs’ün statüsünü tarihi bağlamda şöyle anlatıyor:

“1948 yılında İsrail bağımsızlığını ilan etti ve Arap-İsrail Savaşları başladı. Birleşmiş Milletler planında yüzde 55’i Yahudilere, yüzde 45’i ise Filistinlilere ayrılmış olan Filistin topraklarının, yüzde 78’i bu savaşın sonunda Yahudilerin eline geçti. Filistin topraklarının sadece yüzde 22’lik kısmı Müslümanların elinde kaldı.

 Altı Gün Savaşları sırasında Mescid-i Aksa içerisinde bulunan işgal güçleri…

Bundan sonra Kudüs’ün doğusu özel statü kapsamında Ürdün’ün kontrolü altına geçti. Aynı zamanda 1967 Savaşı öncesi sınırları olarak bilinen bu bölünme, aslında iki devletli çözüm planlarının da temel tartışma konularından biri oldu. Batı Kudüs ise henüz 1950’de İsrail’in başkenti olarak ilan edilmişti.

1967 savaşında (Altı Gün Savaşı), Filistin topraklarının geri kalan yüzde 22’sini de işgal eden İsrail, Doğu Kudüs’ü tamamıyla kontrolü altına aldı, kendi kurduğu Kudüs belediyesinin sınırlarına dahil etti ve böylece şehrin tamamında hükümranlığını ilan etmiş oldu.”

Altı Gün Savaşları öncesinde İsrail’in toprak varlığı az iken, bu savaş sonucunda Filistin topraklarının yüzde 22’si hariç tüm bölümü İsrail tarafından işgal edildi. (BBC)

1980 yılında İsrail, kabul ettiği bir yasayla Kudüs’ü doğusuyla batısıyla İsrail’in “birleşik başkenti” ilan etti. Böylece Doğu Kudüs’ün ilhakı resmiyet kazanmış oldu. Buna karşılık BM Güvenlik Konseyi BMGK, 1980 yılında İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ederek başkent ilan etmesini geçersiz sayan 478 sayılı kararı kabul etti.

1988’de Filistin Ulusal Konseyi başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’nin kuruluşunu ilan etti.

Şu anda Kudüs, doğusu Filistin devletinin, batısı İsrail’in elinde olan bir şehir olarak kabul ediliyor.

Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar için kutsal kabul edilen tarihi Kudüs şehri, Filistin’in başkenti.

Ancak şehirde yaşayan Yahudi nüfusunun da fazla olması nedeniyle şehir Doğu Kudüs ve Batı Kudüs olmak üzere ikiye ayrılmış durumda. Şehirde iki farklı belediye bulunuyor. Filistin yönetimine bağlı olan Doğu Kudüs Zaki al-Ghul tarafından yönetilirken, İsrail yönetiminde bulunan Batı Kudüs Nir Barkat tarafından idare ediliyor. Dolayısıyla, Filistin’in başkenti olan Kudüs üzerinde İsrail de hak iddia ediyor ve kendisine ait olduğunu savunuyor. İsrail’in bölgeyi Yahudileştirme amacıyla Kudüs çevresine yeni yerler inşa ederek yerleşim politikasını büyük bir inat ve çabayla sürdürdüğü biliniyor.

Mescid-i Aksa, Kudüs’ün doğusundaki Eski Şehir bölgesinde yer alır. Mescid-i Aksa adlandırması, surlarla çevrili eski şehrin güney doğu köşesinin en uzak noktasına kadar uzanan, surla çevrili bölge içerisindeki alanın tamamı için kullanılır. Bu alanın yüzölçümü yaklaşık 144 dönüm olup, Kubbet-üs-Sahra, Kıble Mescidi ve sayısı 200’e ulaşan birçok esere sahiplik eder.

Mescid-i Aksa’nın statüsü ise, Ürdün Evkaf Bakanlığı yönetimi altında. Ama İsrail Kudüs’ü ilhak ettiğini iddia ettiği ettiği için efektif yönetim İsrail devleti otoritesi tarafından yapılıyor. Yani, Mescid-i Aksa’nın Ürdün hakimiyetinde bulunması fiili bir anlamdan öte, sembolik bir mana taşıyor.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti sayması ne anlama geliyor?

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında, “Eğer başkan olursam, Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağım ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağım” açıklamasını yapmıştı. İsrail ile resmi olarak çalışmaya başlayacağını belirten Trump açıklamasında, “İsrail ile çalışmaya başlamak için sabırsızlanıyorum.” şeklinde konuşmuştu.

ABD 6 ayda bir erteliyordu

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ilk Trump tarafından ortaya atılmış bir iddia değil. 1995 yılında ABD, ‘Kudüs Büyükelçilik Yasası’ adıyla bir kanun çıkardı. Buna göre, İsrail’in başkenti Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması öngörülüyordu. Ancak söz konusu yasa 21 senedir ABD başkanları Bill Clinton, George W. Bush ve Barack Obama’nın başkanlık dönemlerinde her 6 ayda bir “ulusal güvenlik” gerekçesiyle erteleniyordu. Bugün ise Trump’ın bu skandal vaadi gerçekleştireceği konuşuluyor.

Kaynak: Yenisafak.com.tr 

Bunları da beğenebilirsin